Felsefe Taşı ve Ölümsüzlük

Şu sıralar Türkiye’de patlak vermiş olan yangınlardan ötürü blogtan uzak kaldım. Maalesef ki sizin de bildiğiniz üzere doğamız büyük tehdit altında ve bu durum hepimizi psikolojik olarak etkilediğinden dolayı, bir şeylere odaklanmak da epeyce zor oldu. Ama şimdi olabildiğince kaldığımız yerden devam edeceğiz ve son zamanlarda gerçekleşen bu kötü olayları da dikkate alarak ölümsüzlük üzerine konuşacağız.

Ölümsüzlük kavramı biz ölümlü insanlar için oldukça dikkat çekici bir kavram olmuştur. Hatta geçmişe dönüp bakıldığında bazı dönemlerde ölümsüz olmanın yollarının arandığı söylenebilir. Peki bu kavram insanlar için neden bu kadar önemlidir? Ölümsüzlük eğer bulunsaydı ya da hepimiz doğuştan ölümsüz olsaydık, bu bize verilmiş bir lütuf mu olurdu? Ölümsüzlük, gerçekten de düşünüldüğü kadar harikulade bir şey midir?

Gelin bugün sizinle 15. yüzyıla ışınlanalım. Yani Felsefe Taşı’nın söz konusu olduğu o zamana…..:)

Nicolas Flamel, 15. yüzyılda yaşamış bir simyacıdır. Ölümsüzlüğü ve felsefe taşını bulduğu iddia edilir ki bu da simyacıların en büyük hayalidir. Felsefe taşı, simya ilmine göre dokunduğu her nesneyi altına dönüştüreceğine inanılan bir taştır. Simya ilminin aksine kimya ilmine göre ise herhangi bir maddeyi altına dönüştürmek mümkün değildir. Çünkü altın bir bileşik değil elementtir. Felsefe taşı da az önce de sözü edildiği üzere simyacıların iki büyük hedefinin somut bir göstergesidir. Yani maddeleri altına çevirmek ve ölümsüzlüğü bulmak. Bu taştan elde edilen bir iksir sayesinde ölümsüz olunabilecekti simyacılara göre. Fakat taş icat edilemedi. (Özellikle Harry Potter ve Felsefe Taşı’nı izleyenler iyi bilirler.) Sizce taş neden icat edilememiştir? Simyacıların beceriksizliğinden mi, bilgi eksikliklerinden mi yoksa hiçbirinden mi? Bence ne ilki ne de ikincisi. Bu taşın icat edilememesinin en büyük sebebi, böyle bir şeyin imkansızlığıdır. Az önce “İnsanlar eğer ölümsüz olsaydı, bu onlar için bir lütuf mu olurdu?” diye bir soru sormuştuk. Bazı insanlar buna belki evet diye cevap verecektir. Fakat ölümsüzlük gerçekten bir lütuf mudur yoksa tam tersi olarak, ölüm insana verilmiş en büyük bir lütuf mudur?

Hayatta sağlıklı olduğu kadar çok acı çeken ve ölümü bekleyen birçok insan vardır. Bu insanlar çektikleri acıdan o kadar yıpranmışlardır ki onlar için ölüm bir lütuftur adeta. Çünkü o, kurtuluşu simgeler ve artık acılardan bir kaçıştır. Bunun yanında, hayatta sınırlı bir zamanımız vardır. Bu zaman içerisinde, yapmak istediklerimiz, amaçlarımız ve planlarımız birbirleriyle çarpışıp dururlar. Çünkü onlar bizi hayata bağlar ve kısıtlı zamanımızda hayata tutunmak için en güçlü sebeplerdendir. Peki eğer ölümsüz olsaydık bir şeylerin kıymetini bilir miydik ya da amaçlarımız olur muydu? Ölümün olduğu bir dünyada bile insanlar birbirlerine karşı oldukça kırıcı olurken, ölümsüz olsaydık bir şeyin gerçekten değerini bilebilir miydik? Bence asla bilemezdik. Çünkü hayatın sonsuzluğunun büyüsü içerisinde süzülürken, başka şeyler düşünmeye veya manevi şeyler üzerinde durmaya vakit ayırmazdık. Belki de en çok maddi şeyler yönlendirirdi hayatımızı. Tabiki de ölümlüyüz diye herkes her şeyin kıymetini biliyor demiyorum. Fakat şunu söylemeye çalışıyorum; ölümlü iken bile hayatta maddi şeyleri amaç edinen insanlar varken ölümsüzken bunun sayısını düşünemiyorum. (Elbette ki istisnalar haricinde.) Ayrıca ölümü hep bir son olarak görüyoruz. Oysaki o sadece bir değişimdir. Çünkü hiçbir şey yok olmaz ve de sonu yoktur. Her sona eriş başka bir şeyin başlangıcıdır. İki şeyi aynı anda içerisinde barındıran bir şey nasıl sonlu olabilir ki?

Atatürk ve 'Yürüyen Köşk'ünün Duygu Dolu Hikayesi

Gitmeden sizlere şunu söylemek istiyorum. Asıl ölümsüzlüğün anlamı, insanın yaptıklarıyla, fikirleriyle hayatta kalabilmesidir. Bizi ölümsüz kılan şey; vicdanımızla olan yakınlığımızdır. Onunla aramız ne kadar iyiyse o kadar ölümsüz oluruz. Ve de ruhu her zaman için iyi şeyler yapmış olan insanların ruhu, hiçbir zaman ölmezler. Bir şeyleri koruyan, seven, iyi davranan insanlar ölmezler. Doğayı korumak da bunlardan bir tanesidir. Doğayı seven, ağaçları seven, onları koruyan insan ölür mü sizce? Mesela, buna en güzel örnek olarak gösterilebilecek kişi Modern Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu büyük liderimiz Mustafa Kemal Atatürk ölebilir mi hiç? Tek bir ağacın kesilmemesi için, inşa edilmiş olan köşkün yerinden oynattırılmasını fakat ağacın asla kesilmemesini söyleyen birisi ölümsüz değil de nedir? M. Kemal Atatürk’ün yaptıklarını saymaya kalksak sayfalara sığdıramayız. Çünkü o vicdanı ile çok yakın bir dostluk kurmuştur ve bu dostluk sayfalarla sınırlandırılamaz. Ölümsüzlüğün de sonu olmadığı için onu kelimelerle belli bir aralıkta anlatmak da imkan dışıdır. Dolayısıyla asıl ölümsüzlük sonsuza kadar bedenen ve ruhen mevcut olarak bir hayatta yaşamak değil, akıllara kazınmış olarak yaşamaktır…..

Atatürk’ün Anısına Saygılarımızla…..

Yorum Yap

Yaratıcı yazılarımıza ve makalelerimize abone olun Size güncellemeleri e-posta ile göndereceğiz.
Yeni yazıları kaçırmamak için abone olun.